Bölüm 1
Kürd Özgürlük Mücadelesinde Silahın, Sermayenin, Aklın ve Diplomasinin Yeri
Bir milletin özgürlük mücadelesi yalnızca cesaretle değil; akılla, sermayeyle, bilgiyle, örgütlenmeyle ve uluslararası diplomatik ilişkilerle yürütülür.
Cesaret, savaş meydanında direnmenizi sağlar; fakat o direnişi siyasal kazanıma dönüştürecek olan, milletin bütün toplumsal güçlerinin ortak bir millî hedef etrafında buluşmasıdır.
Kürdistan’ın son yüz yıllık tarihi, eşsiz kahramanlıklarla birlikte ağır yenilgilerin de tarihidir. Kürdler defalarca ayaklanmış, direnmiş, büyük bedeller ödemiş; fakat askerî direnişi kalıcı bir siyasal statüye dönüştürecek ekonomik, akademik, diplomatik ve kurumsal altyapıyı yeterince oluşturamamıştır.
Meselemiz kahraman eksikliği değildir.
Kürdlerin kahraman Peşmergesi, can feda gerillası ve şehidi fazlasıyla vardır. Eksik olan; bu fedakârlığı millî bir strateji içerisinde yönetecek ortak aklın, sürdürülebilir ekonominin, bilimsel hafızanın ve uluslararası diplomatik gücün bulunmamasıdır.
YÜZYILLIK MÜCADELENİN TEMEL ÇIKMAZI
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Kürdlerin önüne tarihsel bir imkân çıktı. 1920 tarihli Sevr Antlaşması’nda Kürdler için önce özerkliğe, ardından belirli şartlarda bağımsızlığa gidebilecek bir yol öngörülmüştü.
Ancak Kürdistan parçalanmış; aşiretler, tarikatlar, yerel liderlikler ve bölgesel çıkarlar ortak bir millî irade etrafında birleştirilememişti.
Kürdlerin savaşacak insanı vardı; fakat ortak hazinesi, ortak diplomatik merkezi, eğitimli uzman kadroları, dünyaya seslenecek güçlü kurumları ve bütün parçaları temsil edebilecek bir millî meclisi yoktu.
Sonraki dönemlerde Şeyh Said, Ağrı, Dersim, Barzan ve Mahabad başta olmak üzere birçok direniş yaşandı. Her biri bir destan oluşturarak Kürd milletinin özgürlük ruhunun teslim alınamayacağını gösterdi.
Ne yazık ki bu mücadelelerin çoğu, bölgesel sınırlarını aşarak bütünlüklü ve ortak bir devlet projesine dönüştürülemedi.
1946’da kurulan Mahabad Kürd Cumhuriyeti; siyasal irade, askerî güç ve millî kültür bir araya geldiğinde nelerin başarılabileceğini gösterdi. Ancak uluslararası desteğin çekilmesi, ekonomik ve askerî dayanakların yetersizliği ve Rusların kendi çıkarları uğruna Kürdleri ortada bırakması nedeniyle bu tarihsel tecrübe maalesef uzun ömürlü olamadı.
Bu örnek bize şunu anlatmaktadır:
Bir devlet yalnızca ilan edilerek kurulmaz. Devlet; ekonomik olarak beslenir, akademik olarak tasarlanır, askerî olarak korunur ve diplomatik olarak tanınır.
SON ELLİ YIL: KAHRAMANLIK ÇOK, MİLLÎ STRATEJİ EKSİK
Son elli yıldaki Kürd hareketlerinin önemli bir bölümü, Soğuk Savaş’ın ideolojik atmosferinde şekillendi. Marksist-Leninist, Maoist veya Stalinist örgütlenme anlayışları; çoğulculuk yerine merkezî otoriteyi, millî birlik yerine sınıfsal ayrışmayı, kurumsal akıl yerine lidere körü körüne bağlılığı öne çıkardı.
Kürd toplumunun doğal bütünlüğü; “işçi”, “köylü”, “burjuva”, “feodal”, “gerici” ve “işbirlikçi” gibi ideolojik kategorilerle özellikle ayrıştırıldı.
Kürdlerin sermaye sahibi kesimleri, mücadeleye ne verebilecekleri dahi sorulmadan kesilen cezalar ve gerçekleştirilen yargısız infazlarla düşmanlaştırıldı. Akademisyenler, bağımsız aydınlar, iş insanları ve farklı düşünen millî çevreler ya dışlandı ya da örgütsel itaate zorlandı.
Böylece millî mücadele, milletin ortak davası olmaktan çıkarılarak belirli örgütlerin ideolojik ve askerî hegemonyasına dönüştürüldü.
Oysa bir ulusal kurtuluş hareketi, kendi milletinin hiçbir toplumsal kesimini, hatası her ne olursa olsun, peşinen düşman ilan edemez.
Kürd işçisi de Kürd köylüsü de Kürd aydını da Kürd tüccarı, sanayicisi ve yatırımcısı da bu milletin parçasıdır. Aralarındaki toplumsal ve ekonomik sorunlar elbette tartışılır; sömürüye, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı demokratik teamüllerle mücadele edilir.
Fakat bu mücadele, millî sermayeyi ortadan kaldırmak veya kimi sermaye sahiplerini öldürerek diğerlerine korku salmak ve herkesi düşman saymak biçiminde asla yürütülemez.
Çünkü ulusal sermayesine düşman olan hareketler, zamanla kendi milletinin ekonomik kaynaklarından kopar. Halkından finansman sağlayamayınca başka devletlerin yardımlarına, istihbarat hesaplarına ve bölgesel güçlerin geçici çıkarlarına bağımlı hâle gelerek paryalaşır.
Kendi millî burjuvazisini tasfiye eden hareket, sonunda yabancı devletlerin kapısında bütçe arayan bir paryaya dönüşür.
DEVAM EDECEK…


