Bölüm 2
Millî Sermaye, Akademik Akıl ve Doğal Kaynakların Stratejik Gücü
ULUSAL BURJUVAZİ NEDEN GEREKLİDİR?
Burada savunduğumuz şey sınırsız ve denetimsiz bir kapitalizm değildir. Savunduğumuz; servetini milletinin kurumsallaşmasına, eğitimine, kültürüne, ekonomisine ve siyasal geleceğine yönelten Kürdistanî millî bir sermaye sınıfıdır.
Ulusal burjuvazi yalnızca para sahibi insanlar topluluğu değildir. Üretim yapan, istihdam oluşturan, basın ve yayın kuruluşlarını destekleyen, üniversitelere kaynak ayıran, diplomasi merkezleri kuran ve Kürd milletinin dış dünyadaki görünürlüğünü artıran çok önemli stratejik bir güçtür.
Dünyanın etkili milletleri yalnızca ordularıyla güç kazanmadılar. Bankalarıyla, şirketleriyle, üniversiteleriyle, düşünce kuruluşlarıyla, medya ağlarıyla ve uluslararası diplomatik çevreleriyle güç oldular.
Kürdler ise çoğu zaman zenginini suçladı, akademisyenini küçümsedi, bağımsız aydınını susturdu; buna karşılık silahlı kadroyu siyasetin, ekonominin, diplomasinin ve hatta bilimin üzerinde bir komutan olarak konumlandırdı.
Elinde silah bulunan kişinin her şeyi bildiği zannedildi.
Oysa iyi bir savaşçı, mutlaka iyi bir ekonomist, diplomat, hukukçu veya devlet yöneticisi değildir. Savaş meydanının gerektirdiği disiplin ile çoğulcu bir toplumun ve devletin ihtiyaç duyduğu yönetim aklı birbirinden farklıdır.
Askerî güç siyasete alan açar; fakat siyasetin yerini asla alamaz.
DOĞAL KAYNAKLAR TEK BAŞINA ÖZGÜRLÜK GETİRMEZ
Kürdistan; petrol, doğal gaz, su kaynakları, verimli toprakları ve önemli madenleri bakımından çok zengin bir ülkedir. Fakat doğal kaynaklara sahip olmak tek başına özgürlük ve refah getirmez. Tam aksine, sömürgeci ve emperyal devletlerin iştahını kabartır.
Bu kaynakları araştıracak bilim insanları, işleyecek teknoloji, finanse edecek sermaye, pazarlayacak şirketler, koruyacak bir hukuk düzeni ve uluslararası anlaşmalar yapabilecek diplomatik kapasite bulunmuyorsa o zenginlik başkalarının sömürüsüne ve servetine dönüşür.
Bir petrol kuyusunu bir gerilla birliği işletemez.
Bir doğal gaz anlaşmasını bir Peşmerge taburu hazırlayamaz.
Bir ülkenin mali sistemini, üniversitelerini, enerji politikasını, dış ticaretini ve hukuk düzenini yalnızca askerî komutanlar kuramaz.
Bunlar; ekonomistlerin, mühendislerin, hukukçuların, akademisyenlerin, diplomatların ve millî sermaye çevrelerinin işidir.
Kahraman Peşmerge ve can feda gerilla, gerektiğinde milletinin ölümün önüne uzanan bedenidir. Onların fedakârlığı kesinlikle inkâr edilemez. Ancak bedenin ayakta kalabilmesi için akla, hafızaya, üretime ve dünyayla ilişki kurabilecek ticari ve diplomatik bir dile ihtiyacı vardır.
Özgürlük yalnızca ölmesini bilenlerle değil; yaşatmayı, üretmeyi, yönetmeyi ve dünyaya kendisini kabul ettirmeyi bilenlerle kazanılır.
SOVYETİK ÖRGÜT MODELİNİN AĞIR MİRASI
Son elli yıllık tecrübenin sorgulanması gereken en önemli yönlerinden biri, Stalinist örgüt anlayışının Kürd siyasal hareketleri üzerindeki etkisidir.
Bu anlayışta parti milletin, lider partinin, merkez komitesi ise toplumun üzerinde görülür. Eleştiri ihanet, farklı düşünce düşmanlık, bağımsız örgütlenme ise bölücülük sayılır. Milletin hakikati yerine örgütün doğruları esas alınır.
Böyle bir yapıda iş insanı ancak örgüte para verdiği ölçüde, akademisyen örgütün tezlerini savunduğu sürece, sanatçı ise propaganda yaptığı müddetçe değerli kabul edilir. Hiç kimse bağımsız kimliğiyle millî mücadelenin eşit bir öznesi olamaz.
Bunun sonucunda ortak millî kurumlar yerine parti kurumları; millî ordu yerine örgüt ordusu; millet diplomasisi yerine örgüt diplomasisi kurulmuştur.
Daha da vahimi, örgütün varlığını korumak zamanla milletin özgürlüğünden daha öncelikli hâle gelebilmiştir. Böylece bağımsızlık hedefi küçülmüş, ulusal statü belirsizleşmiş; fakat örgütsel otoritenin devamı putlaştırılarak başarının ölçüsü sayılmıştır.
Oysa bir örgütün elli yıl ayakta kalması, milletin özgürleştiği anlamına gelmez.
Ölçü, örgütün kaç yıl yaşadığı değil; Kürd milletinin bu sürenin sonunda hangi anayasal, siyasal, ekonomik ve uluslararası statüyü kazandığıdır.
DEVAM EDECEK…


