GÜNEYBATI VE KUZEY KÜRDİSTAN’DA “ENTEGRASYON”, TESLİMİYET PROJESİNE BULUNAN KILIFTIR: İSRAİL DÜŞMANLIĞI…
Veysi Aktaş’ın Öcalan adına kurduğu şu cümle, yürütülen projenin gerçek mahiyetini açıkça ortaya koymaktadır:
“İsrail’in varlığını sürdürebilmesi için Orta Doğu’da bir Kürdistan’a ihtiyaç vardı. Öcalan bunu reddetti, süreç böyle başladı.”
Demek ki mesele Kürd halkının özgürlüğü, statüsü ve ulusal hakları değilmiş. Mesele, İsrail’in destekleyebileceği muhtemel bir Kürdistan’a karşı çıkmak ve Kürdleri Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal sınırları içerisinde eritmekmiş.
Kuzey Kürdistan’da buna “Terörsüz Türkiye”, Güneybatı Kürdistan’da ise “Suriye’ye entegrasyon” deniliyor. İsimler farklı olsa da hedef aynıdır: Kürdlerin bağımsız siyasal iradesini, askerî gücünü ve ulusal statü talebini tasfiye etmek…
Veysi Paşa’nın bu incilerinin yanı sıra Cengiz Paşa da buyuruyor: “Süreci ve entegrasyonu beğenmeyen dağa çıksın!”
Bu teslimiyet projesine meşruiyet kazandırmak için bulunan kılıf ise İsrail düşmanlığıdır.
Elbette İsrail eleştirilebilir; hiçbir devlet eleştiriden muaf değildir. Ancak İsrail karşıtlığı adına Kürdlerin devletleşme ihtimalini reddetmek, Türk ve Arap devletlerinin egemenliğini kabullenmek antiemperyalizm değildir. Bu, Kürd halkına başkalarının egemenliğini layık görmektir.
Filistinlinin devlet istemesi “ulusal hak”, Kürdün devlet istemesi “İsrail projesi” sayılıyorsa burada çok açık bir ikiyüzlülük vardır.
Asıl trajedi ise Kürdlerin kazanımlarını tasfiye etmeyi başarı gibi sunanların hâlâ Kürd halkı adına konuşabilmesi ve değer görebilmesidir. Yarım asırlık ideolojik tahribatın en ağır sonucu budur:
Kürdlere, kendi özgürlüklerinden vazgeçmeleri “barış”; başkalarının devletlerine teslim olmaları ise “entegrasyon” diye alkışlatılıyor.
Maaruf Ataoğlu
24 Ağustos 2026


