YETKİSİZ TEMSİLİN SONU:
ÖCALAN ÜZERİNDEN KÜRD SİYASETİNİ BOŞA DÜŞÜRME STRATEJİSİ
Hasan Bildirici’nin bugün bir yazısında yaptığı değerlendirmeler, duygusal reflekslerden çok devlet–güç ilişkisini merkeze alan realist bir okumadır. Bu nedenle yazının en dikkat çekici tarafı; meseleyi kişiler üzerinden değil, güç dengeleri ve anayasal gerçeklik üzerinden tartışmasıdır.
Çünkü Ortadoğu gibi devlet geleneğinin sert olduğu coğrafyalarda siyaset, iyi niyet söylemleriyle değil; hukuk, kurum, güç ve egemenlik araçlarıyla yürür.
Bugün Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan merkezli yaptığı çıkışlara bu çerçeveden bakmak gerektiğini ısrarla vurguluyor.
Öncelikle şu gerçek doğru okunmalıdır:
Devlet Bahçeli, Türkiye’de sıradan bir parti lideri değildir.
Bahçeli; devletin güvenlik refleksleriyle hareket eden, devletin kriz dönemlerinde pozisyon alan ve çoğu zaman “resmî olmayan devlet dili”ni topluma taşıyan siyasal bir aparattır.
Bu nedenle Bahçeli’nin Öcalan üzerinden geliştirdiği söylemler, bireysel bir politik manevra olarak değil; devlet aklının kontrollü bir siyasal mühendislik arayışı olarak okunmalıdır.
Buradaki temel mesele şudur:
Devlet, Kürd meselesini anayasal ve siyasal haklar temelinde birtakım iyileştirici çözümler yerine; meseleyi yeniden Öcalan üzerinden kişiselleştirerek bir “koordinasyon ilişkisine” indirgemek istemektedir.
Peki neden?
Çünkü herhangi küçük ve önemsiz bir hak verilirse, oradan hukuk doğar.
Hukuk doğarsa Kürd halkının statü tartışması başlar.
Statü doğarsa Kürdlerde anayasal eşitlik talebi güçlenir.
Fakat mesele kişilere indirgenirse; sistem, hiçbir yapısal dönüşüm yaşamadan süreci idare etmek suretiyle yönetebilir.
Tam da bu nedenle Bahçeli’nin “Öcalan koordinatör olsun” yaklaşımı, Kürdler tarafından son derece dikkatle değerlendirilmelidir.
Koordinatörlük nedir?
Yetkisiz bir sorumluluktur.
Yani görüntü vardır ama ekmeğin kırıntısı yoktur.
Çünkü ortada anayasal güvence yoksa;
Kürtçe anadilde eğitim hakkı yoksa,
yerel yönetim güvencesi yoksa,
anayasal eşit vatandaşlık tanımı yenilenerek değiştirilmiyorsa,
Kürd halkının kolektif varlığı hukuken kabul edilmiyor demektir.
O zaman koordinatör olacak Öcalan’a yalnızca siyasal yük devretmenin başka bir izahı da olamaz.
Devlet bütün asli güç araçlarını elinde tutmaktadır:
ordu,
polis,
mahkeme,
MİT,
ekonomi,
medya,
bürokrasi,
sermaye
ve anayasal sistem…
Bunların hiçbirine söz söyleme sahibi olmayan Kürd halkının koordinatör aktörüne “süreç sorumluluğu” yüklemek, onu çözüm üretemeyen bir figür hâline getirmekten başka ne işe yarar?
Kırk yıldır hiçbir soruna çözüm bulamayan Öcalan ve hareketi; bundan böyle de çözülemeyecek sorunların ortaya çıkaracağı tıkanmaların yeniden sorumlusu hâline getirilerek, kendi örgütü nezdinde de hiçleştirilmek istenmektedir.
Hasan Bildirici’nin dikkat çektiği bir başka temel problem tam da budur.
Çünkü devlet aklı bazen doğrudan bastırarak değil; kontrollü beklentiler oluşturarak da siyaseti veya liderleri çok daha kolay etkisizleştirir.
Kürd siyasetinin tarihsel kırılmalarının önemli bir kısmı da zaten burada yaşandı.
Bazen duygusal yakınlaşmalar stratejik kazanım sanıldı.
Bazen sembolik temaslar tarihsel çözüm gibi sunuldu.
Fakat sonuçta hukuk değişmedi,
anayasa değişmedi,
egemenlik ilişkisi değişmedi.
Bugün de bu risklerin hepsi fazlasıyla bulunmaktadır.
Eğer Kürd meselesi yeniden sadece bireysel figürler üzerinden yürütülürse;
zaten feshedilmiş olan PKK’nin siyasal zemini tamamen biter.
Ayrıca Kürd halkının umut bağladığı ancak sabıkalı gördüğü DEM Parti’nin toplumsal karşılığı da kalmaz ve sıfırlanır.
Zaten güdülen amaç; Kürd halkının kolektif talep zemininin zamanla etkisizleştirilmesidir.
Çünkü devletin asıl hedefi Kürd sorununu çözmek değil; sorunu şahsiyete indirgeyip zaman kazanarak, hem Öcalan’ı örgütü nezdinde bitirmek hem de Kürdler arasında yeni bir çatışma ortamı oluşturarak mevcut yapıları birbirine düşürmektir.
Bu nedenle akıllı siyaset;
heyecanla değil, akılla hareket eder.
Temkinli olur.
Mesafesini korur.
Sembollerle değil, somut anayasal güvenceyle ilgilenir.
Gerçek çözüm;
kişilere yüklenen geçici roller değil,
eşit yurttaşlık,
anadil hakkı,
yerel demokratik yetki,
hukuki güvence
ve toplumsal adaletle mümkündür.
Aksi hâlde tarih, bir kez daha Kürdlere aynı gerçeği hatırlatır:
Yetkisiz temsil veya koordinatörlük, zamanla halkı değil; sadece devletin sistemini rahatlatır.


