Zamanın İki Yakası Arasında Bir Ömür:
Kök, Kırılma ve Derinleşme Üzerine
Bugün benim doğum günüm…
Hacıyan’da, Şerewdin Dağları eteklerinde doğdum,
Şimdi Siegburg’da, Siebengebirge gölgesinde duruyorum,
Altmış beş yıl… zamana, zulme direndim,
Şimdi gurbette hasret çekiyorum.
Bir dönüşüm evresindeyim ben…
Dünle yarın arasında ince bir çizgideyim,
Ne tamamen geçmişimdeyim ne bütünüyle yarınımdayım.
Köküm toprağımda, aklım ise ufukların ötesinde.
Yorgun değilim… sadece derinleştim,
Almanya’daki kırılmalarım, içimde bir bilgelik oldu,
Hayat, inandığım gibi eksilmek değil çoğalmaktır,
Ben azaldıkça, hep içimde çoğalanı buldum.
Bugün geriye dönüp baktığımda, hayatımın sıradan bir akış olmadığını; aksine coğrafyalar, kırılmalar ve anlam arayışları arasında yoğrulmuş uzun bir yolculuk olduğunu görüyorum. Yazdığım bu şiir, yalnızca bir doğum günü muhasebesi değil; aynı zamanda kendi varlığımla yüzleştiğim, kendimi yeniden tanımladığım bir iç konuşmadır.
Hacıyan’da, Şerewdin Dağları’nın eteklerinde doğdum. Bu benim için sadece bir doğum yeri değil; kimliğimin, karakterimin ve duruşumun mayalandığı yerdir. Orası, köklerimin toprağa en derinden bağlı olduğu yerdir. Benim hikâyem orada başladı ama orada kalmadı.
Sırasıyla; İstanbul, Libya, Bosna, Güney Kürdistan, Irak ve Şimdi Almanya…
Bugün Siegburg’da, Siebengebirge dağlarının gölgesinde yaşıyorum. Bu karmaşık coğrafya arasında geçen hayatım, basit bir göç hikâyesi değildir. Ben bir yerden koparken başka bir yere savrulmayı asla kabullenmedim; aksine her iki dünyanın içinde kendime ait hep bir eksen kurmaya çalıştım. Gurbette olmak benim için sadece uzaklık değil; aynı zamanda derinleşme, düşünme, olgunlaşma ve kendimi yeniden kurma sürecim oldu.
Altmış beş yıl boyunca zamana, zulme, tutsaklığa, işkenceye ve sürgüne karşı direndim. Ne yazıkki atalarım gibi hayat bana kolay yollar sunmadı. Ama ben hiçbir zaman sadece yaşamakla yetinmedim; yaşadıklarımı anlamaya, dönüştürmeye ve kendi içimde yeniden kurmaya ve kurgulamaya çalıştım. Direnişim yalnızca dış dünyaya karşı değildi; çoğu zaman insanın kendi içinde verdiği bir nefsi mücadeleydi bu.
Bugün kendimi bir dönüşüm evresinde görüyorum. Ne tamamen geçmişteyim ne de bütünüyle gelecekte… Dün ile yarın arasında ince bir çizgide yürüyen biriyim. Bu hâl, bana eksiklik değil; aksine canlılık, bilgelik ve arayış kazandırıyor. Çünkü ben hâlâ yaşamını tamamlanmış bir hikâyeye sahip değilim.
Köküm hâlâ doğduğum toprakta. Ama aklım, düşüncem ve ufkum sınırların ötesine özgür Kürdistana uzanıyor. Ben bana ait olan ve yaradılıştan sahip olduğum aidiyetimi kaybetmeden evrenselleşmeye çalışan biriyim. Ne geçmişimi inkâr ettim ne de kendimi yalnızca onun içine hapsettim.
Yorgun değilim… sadece derinleştim. Özellikle Almanya’da yaşadığım güven kırılmaları, beni zayıflatmadı; aksine içimde bir bilgelik oluşturdu. Yaşadıklarımı, kayıplarımı bir yük olarak taşımadım; onları anlamın ve tecrübenin parçası hâline getirdim.
Benim için hayat, eksilmek değil çoğalmaktır. İnsan çoğu zaman sahip olduklarıyla değil, kaybettikleriyle büyür. Ben de madden azaldıkça, içimde çoğalan maneviyatı fark ettim. Sadeleştikçe derinleştim, kaybettikçe anlam kazandım.
Bugün geldiğim noktada şunu açıkça söyleyebilirim:
Ben sadece bir hayat yaşamadım.
O hayatı düşündüm, sorguladım yeniden kurdum.
Ve hâlâ o yolculuğun içindeyim…
21.04.2026 Siegburg
Maaruf Ataoğlu


